11 Ağustos 2010 Çarşamba

EV-lilik Yıl Dönümü Hediyesi

Evlilik yıl dönümü için hediye arayışlarımı tüm hızıyla sürdürüyorum. İnci kolye, yüzük, takı-makı filan bakarken birden şimşek çaktı bende.

E bu hani evlilik yıldönümü değil mi? EV'lendiğimiz günü kuyumculara filan prim günü yapalım ki. Hazır evi de almışım, madem öyle evimiz için bir şeyler yapalım.

Öyle ya evlilik yıl dönümü için alınan pırlanta yüzüğün evliliğe ya da eve ne katkısı var? Ya da baş başa yenen yemeğin ne katkısı var eve? Kendi doğum gününde alayım ona kişisel hediyelerini ama ortak bir yaşama başladığımızın resmi yıl dönümünde ortak işimize yarayacak bir şeyler yapmak lazım ev ve evlilik için.

O yüzden en güzel evlilik hediyesi olarak eve düdüklü tencereye almaya karar verdim ama henüz netleşmedi. Belki buzdolabı da olabilir ya da klima almayı düşünüyorum evlilik yıl dönümü için eve.

Bilmiyorum belki duvarları da boyatabilirim.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Yağdı Yağmur Çaktı Şimşek

Hep çok özenmiştim çakan şimşek fotoğrafı çekebilen fotoğrafçılara daha sonra işin kolayı olduğunu öğrendim. Bir ışık sensörüne bağlı uzaktan kumandalı fotoğraf makinesi ile her şeyi halledebiliyormuşsunuz...

Peki ya manuel olarak evde el yapımı şimşek fotoğrafı çekebilir miyim acaba diye epey zamandır düşünüyordum. Epey derken 3-5 seneden bahsediyorum. Tabii bunu yapabilmek için öncelikle bir fotoğraf makinesine ihtiyacım vardı. Neyse onu da geçen sene temin ettim ama o günden bu güne kadar öyle adam akıllı şimşek çakmadı buralarda.

Ta ki Haziran'daki Marmara yağışlarına kadar. Gece yarısı dolaylarında işimi gücümü bitirip ancak makinemi elime alabildim. 1,5 saat kadar hem yağmuru dinleyip hem keyf yapıp hem fotoğraf çekmeye çalıştığım güzel anlardı.

Ertesi gün iş başı yapacak olmanın verdiği gerginlik ve adam gibi şimşek çaksa da çekebilsem diye balkonda tüneme arasında gidip gelirken deklanşöre bastığım 25-30 kare içinde işe yarar 3-5 tane ancak çıktı.

Demek ki oluyormuş, sensör ya da tripod olmadan da bu işler. Sensör değil ama tripodum olsa çok daha keyifli olacaktı işte fakirliğin gözü kör olsun. Zaten parasızlıktan 3 gündür ekmek de alamıyorum yavan janbona talim.





















1/2 second
F/2.8
6 mm
400

fotoğrafları göremiyorsanız: http://okunak.blogspot.com

17 Haziran 2010 Perşembe

TURKCELLİ'NİN ÇEKİM GÜCÜ

Eskiden firmalar, kendileri için reklam müzikleri yaparlardı. Sonra Türk Sanat Müziği filan kullanılmaya başlandı. Derken hemen tüm tarzdaki şarkılar değiştirilip reklam müziği olarak kullanmak adet oldu. Şu aralar RAP adı verilen açılımı ritmik Amerikan şiiri olan rezillik boy göstermekte.

Tabii bunları yapmak da bir maliyet ki reklamın kendisi maliyet. Turkcell sanırım bu yüzden reklamlarını artık müşterilerine çektiriyor. Pazarlama stratejisi olarak baktığımızda çok akıllıca bir iş yaptı Turcell. Sen kendi özelliklerini anlatırsan reklam olur ama müşterin senin özelliklerini söylüyorsa o kanıt olur. Üstelik bunun için de bütçe ayırmana gerek kalmaz. En azından diğerleri kadar.

Her şey iyi güzel, şarkıların içine edildi mesaj verme kaygısı ile. Hatta bu uğurda Yaşar bile PVC fetişti oldu. Hatıralarımıza ortak olan şarkılar, bestekarları ya da işte hak sahipleri tarafından SATILDI hatıralarımızla birlikte reklam şirketlerine peki iyi ama ilahilerin suçu nedir arkadaş?

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Kandiliniz mübarek olsun ey mü'min kardeşlerim.




Ekleme: Sayın Turkcell yetkilileri,
Özel isimlerin sonuna gelen yapım ekleri ve çoğul ekler ayrılmaz. Turcell'liler ya da Turkcell'linin olmaz. Turkcelliler ya da Turkcellli'nin olur.


Öptüm bye

videoyu göremeyenler için: http://okunak.blogspot.com/

3 Haziran 2010 Perşembe

Turşu

Eskiden Nutella'yı çok severdim şimdilerde turşuya dadandım fena halde

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Mavi Marmara'nın Mutfağında Çok Sayıda Ekmek Bıçağı Ele Geçirildi




Yapılan aramalarda İnsani yardım için giden Mavi Marmara gemisinin mutfağında çok sayıda Ekmek bıçağı, et bıçağı, ve çeşitli sayılarda mevye ve reçel bıçakları ele geçirilirken İsviçre çakısı ve İngiliz Anahtarıyla ilgili soruşturma başlatıldı. İngilizler konuyla ilgili sessizliğini koruyor. Konuyla ilgili olarak İsrail basını tarafından Koçtaş, Tekzen, Bauhause ve Carrefour'un bir kısmının uluslar arası tehdit oluşturduğu ilan edildi.

Şaka bir yana da...
İsrail, RTE'yi İslami konseyin başı olarak görmekte hatta Ahmedinejad'la bir tutmakta ve saldırıyı direk Türkiye'ye yönelik bir uyarı olarak yaptığını düşünüyorum. Tabii öldürülenlerin de rastgele açılan ateşle öldürüldüğüde muamme. Suikast kokusu var gibi sanki.

Ttürkiye'yi bir şeylerin içine çekmeye çalışmaktadır ki bu süreç içerisinde eğer İsrail'e ağır yaptırımlar yapma yoluna giderse içerden pkk piyonunu devreye sokacaktır diye düşünüyorum.

Oyunu iyi oynayıp İsrail'in BBC, CNN ve Washington Post ile bağınının kesilmesini sağlayıp konuşmasını engelleyecek bir lobi oluşturulabilir. Zor ama istersek yapabiliriz lan! Yani savaşa girersek evet kazanırız ama basını susturamazsak masada yine kaybederiz.

İç basını susturmayı başaran RTE'nin şu aşamada aynı başarıyı dış basında da göstermesi lazım.

Gerçi, o geminin oraya kasıtlı olarak gittiği belli, İsrail'in saldırıcağı biliniyordu. Minareyi çalan kılıfını çoktan hazırlamıştır diye düşünüyorum. Bunu oturduğum yerden ben düşünebiliyorsam koskoca devletin başındakiler de düşünmüştür!

Satranç oyununu işte, iyi oynamak lazım. İlk hamleyi yaptık İsrail de oyunu kabul etti. Sıra vezir i düşürmekte. Sonra zaten muhtemelen masadan kaçacaktır İsrail. Ortadoğu'nun haritası şu aşamada değişmez zannetmiyorum ama ilerde ne olur onu da bilmiyorum.

Aslında şu ara altına yatırım yapmakta fayda var ama ev aldım para yok.

http://okunak.blogspot.com

30 Mayıs 2010 Pazar

İSRAİL TERÖR ÖRGÜTÜ


İsrail'in yardım gemisine yaptığı saldırı ile İskenderun Deniz Komutanlığı'na yapılan saldırının eş zamanlı olması, İsrail'in köpeklerinin Türkiye'ye vermeye çalıştığı bir mesaj mıdır? Eceli gelen köpek camii duvarına mı işemektedir. Gökten kemik yağacak mıdır?

Ayrıca İsrail'in İran'ın burnunun dibine nüklear denizaltı çekmesi bunların hepsi 3. Dünya Savaşı'nın sinyalleri midir? Global bir kriz varken şu ara, savaşa nasıl bakılır bilmem, gerçi Türkiye vizeleri filan kaldırdık ayağına yandaş toplama çabasında hatta neydi bir ara İran ile nükleer takas bir şeyleri olmuştu.

Mehdi kimse çıksın ortaya. Kızmayacam söz!

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Erkek Sesli Sütaş İnekleri


Yani bir inek neden erkek sesiyle seslendirilir ki? İneğe dublaj yapacak kadın mı bulunamamış. Ülkede o kadar inek sesli sanatçı varken acabını ineklerle arasılarında sinerji yapabilecek çıkmamış mıdır? Alerji mi yapmıştır böyle düblaj.

Bazen çok saçma reklamlar yapılıyor.

misal 118 80 aptalça bir biçimde sazlı sözlü reklam cınglesi ile 118 18'in reklamını yapıyor. Ayrıca bu 118 80 111 18 filan hepsi para tuzağı. En hesaplısı 118 11'dir diğerleri özel şirkettir.

25 Nisan 2010 Pazar

Hayatın Anlamı Salyangozlarda

Eskiden çalışmayı, işi gücü çok seviyordum. Hani çalışayım, üreteyim, yeni bir şeyler bulayım işte bildiğin gençlik idealizmi ama hayatın kendisi ve evde neyşınıl coğrafik tadında beslediğim hayvanlar hayatın asıl anlamını göstermeye başladı bana.

Adı salyangoz. Meraklıları için helix aspersa diye de geçiyor. İşi gücü yemek yemek, uyumak. Yaşamın başlaması için de öyle senelerce uğraşıp didinmeye, kendini parçalamaya, hayata senden önce geldiği için hayatın sırrını bulduğunu sananlarla uğraşmaya gerek yok. Her şey çilekle başlıyor hayatta.

2 kilo çileği 2 gün boyunca buzdolabında bekletirsen 4 tane kara salyangozu elde ediyorsun. Şu aralar yeni uğraşım evet salyangozlarla yaşamın anlamını bulmak; doğanın kendisinden öğrenecek çok şeyim var. Ye-iç-yat; hayatında kendin için uğraş ver ve dışardan bir tehdit aldığında bir süre kabuğuna çekil ve sonra yine yoluna devam et.

Hayat, evet bir çilekle başlar. Belki konuyla ilgili birçok kıssadan hisse yapabilecek enerjiye ve yeteneğe sahibim ancak şu ara umrumda değil, ancak yine de bir çıkarımda bulunabilirim sanki:

Hayatın kaynağıdır çilek. İşte kanıtlarım ve bir süredir evde beslediğim "hayat hocalarım"







17 Nisan 2010 Cumartesi

Salyangoz da salyangoz




Yaklaşık 1 yıl kadar tatlı su akvaryumunda 3-4 tane elma salyangozu beslemeye başlamıştım. O zamanlar bilmiyordum bir hayvanı bu kadar sevebileceğimi. Salyangoz deyince aklınızda nasıl bir canlı ya da nasıl bir şey geliyor bilmiyorum, sümüksü? İğrenç? Vıcık vıcık? Tiksinç bir şey?

Hayatınızda hiç, bir elma salyangozunu yarım saat kadar izlemediyseniz zihninizde oluşabilecek hemen tüm varsayımların aslının olmadığını konusunda sizi temin edebilirim.

Bir kere zeki hayvanlar! Hatta tahmin edebileceğinizden de zeki hayvanlar. Hatta şöyle söylebilirim vücut kütlesi ile zekayı orantılayacak olursak tanıdığım pek çok insan çok çok çok daha zekiler.



Bununla birlikte çok iyi birer yüzücüler. Evet doğalarında yüzmek yok ancak yüzeye çıkarak kabuklarının içine aldıkları hava ile su içinde istediği seviyede durabiliyor ve bununla da kalmıyor, vücut anatomisine bakmadan balıklarla yarışabilecek kadar hızlı bir biçimde suyun içinde yüzebiliyor ve üstelik balıkla girmiş olduğu yarışı kaybedeceğini anladığı anda kabuğunun altındaki havayı boşaltıp dibe bırakabiliyor kendini. Süper bir biçimde çamura yatabiliyor o kadar da üç kağıtçı yaratıklar.

Sonra kesinle "açlar" ve yemek yemedikleri dönemler yalnızca uyudukları dönemler. Yemek için de kesinlikle hiçbir şeyi ayırmıyorlar. Ne bulurlarsa anında bitiriyorlar ve eğer bitiremeyecekleri kadar büyük bir şey ise yiyeceği kaptırmamak için üzerinde uyuyorlar.

Hayattaki tek gayeleri yemek yiyip uyumak olan bu muhteşem yaratıkları, beslenirken izlemek belgesel izlemeyi seven insanlar için muhteşem bir tecrübedir. Suyun içinde ilerleyişleri, yemi bulduklarında ışık hızıyla yeme yönelmeleri ve her birinin kendine has karakteristik davranışları. Akvaryumu olan ve uysal balık besleyen herkese tavsiye edeceğim bir canlıdır.

Dediğim gibi 1 yılı aşkın bir süre misafirim oldu bi nadide canlı. Sonrasında, hem istakoza olan merakım ve bununla birlikte evi değiştireceğim için ekosisteme veda etmek durumundaydım. Sonunda karideslerime, midyelerime ve salyangozlarıma en iyi şekilde bakacak kişiyi buldum ve şubat ayı gibiydi Barış'a verdim tüm kurulu ekosistemi. Sonrasında katil salyangozun katliyamı maruz kaldılar ama yine de Barış çok iyi bakıyor akvaryuma içim rahat onun için.

Gel gelelim, bugün almış olduğum 1 kilo çileğin içinden 4 tane kara salyangozu (Helix Pomatia) ile karşılaştım. İşte ana kadar elma salyangozlarımı ne kadar özlediğimi farkettim o anda. Eşimin ağğ ığğ yenmez o çilekler nidaları arasında biraz salyangozları seyrettim. Akrabaları olan elma salyangozları gibi kabına sığmaz bir halde kendi boyunun yaklışık 250-300 katı büyüklüğündeki çileklere diş geçirmeye çalışıyorlardı.

Çilekleri salyangozlardan ayıkladım. Bir cam kase içine aldım salyangozları. Biraz Akdeniz yeşilliği, biraz da çilek attıp kaçmamaları için streç filmle kapatıp kaçmalarının önüne geçmeye çalıştım.

Elma salyangozlarından sonra bir müddet de kara salyangozlarıyla haşır neşir olacağım sanırım. Kara salyangozları ile yeni maceralar bizi bekliyor.