17 Mayıs 2010 Pazartesi

Erkek Sesli Sütaş İnekleri


Yani bir inek neden erkek sesiyle seslendirilir ki? İneğe dublaj yapacak kadın mı bulunamamış. Ülkede o kadar inek sesli sanatçı varken acabını ineklerle arasılarında sinerji yapabilecek çıkmamış mıdır? Alerji mi yapmıştır böyle düblaj.

Bazen çok saçma reklamlar yapılıyor.

misal 118 80 aptalça bir biçimde sazlı sözlü reklam cınglesi ile 118 18'in reklamını yapıyor. Ayrıca bu 118 80 111 18 filan hepsi para tuzağı. En hesaplısı 118 11'dir diğerleri özel şirkettir.

25 Nisan 2010 Pazar

Hayatın Anlamı Salyangozlarda

Eskiden çalışmayı, işi gücü çok seviyordum. Hani çalışayım, üreteyim, yeni bir şeyler bulayım işte bildiğin gençlik idealizmi ama hayatın kendisi ve evde neyşınıl coğrafik tadında beslediğim hayvanlar hayatın asıl anlamını göstermeye başladı bana.

Adı salyangoz. Meraklıları için helix aspersa diye de geçiyor. İşi gücü yemek yemek, uyumak. Yaşamın başlaması için de öyle senelerce uğraşıp didinmeye, kendini parçalamaya, hayata senden önce geldiği için hayatın sırrını bulduğunu sananlarla uğraşmaya gerek yok. Her şey çilekle başlıyor hayatta.

2 kilo çileği 2 gün boyunca buzdolabında bekletirsen 4 tane kara salyangozu elde ediyorsun. Şu aralar yeni uğraşım evet salyangozlarla yaşamın anlamını bulmak; doğanın kendisinden öğrenecek çok şeyim var. Ye-iç-yat; hayatında kendin için uğraş ver ve dışardan bir tehdit aldığında bir süre kabuğuna çekil ve sonra yine yoluna devam et.

Hayat, evet bir çilekle başlar. Belki konuyla ilgili birçok kıssadan hisse yapabilecek enerjiye ve yeteneğe sahibim ancak şu ara umrumda değil, ancak yine de bir çıkarımda bulunabilirim sanki:

Hayatın kaynağıdır çilek. İşte kanıtlarım ve bir süredir evde beslediğim "hayat hocalarım"







17 Nisan 2010 Cumartesi

Salyangoz da salyangoz




Yaklaşık 1 yıl kadar tatlı su akvaryumunda 3-4 tane elma salyangozu beslemeye başlamıştım. O zamanlar bilmiyordum bir hayvanı bu kadar sevebileceğimi. Salyangoz deyince aklınızda nasıl bir canlı ya da nasıl bir şey geliyor bilmiyorum, sümüksü? İğrenç? Vıcık vıcık? Tiksinç bir şey?

Hayatınızda hiç, bir elma salyangozunu yarım saat kadar izlemediyseniz zihninizde oluşabilecek hemen tüm varsayımların aslının olmadığını konusunda sizi temin edebilirim.

Bir kere zeki hayvanlar! Hatta tahmin edebileceğinizden de zeki hayvanlar. Hatta şöyle söylebilirim vücut kütlesi ile zekayı orantılayacak olursak tanıdığım pek çok insan çok çok çok daha zekiler.



Bununla birlikte çok iyi birer yüzücüler. Evet doğalarında yüzmek yok ancak yüzeye çıkarak kabuklarının içine aldıkları hava ile su içinde istediği seviyede durabiliyor ve bununla da kalmıyor, vücut anatomisine bakmadan balıklarla yarışabilecek kadar hızlı bir biçimde suyun içinde yüzebiliyor ve üstelik balıkla girmiş olduğu yarışı kaybedeceğini anladığı anda kabuğunun altındaki havayı boşaltıp dibe bırakabiliyor kendini. Süper bir biçimde çamura yatabiliyor o kadar da üç kağıtçı yaratıklar.

Sonra kesinle "açlar" ve yemek yemedikleri dönemler yalnızca uyudukları dönemler. Yemek için de kesinlikle hiçbir şeyi ayırmıyorlar. Ne bulurlarsa anında bitiriyorlar ve eğer bitiremeyecekleri kadar büyük bir şey ise yiyeceği kaptırmamak için üzerinde uyuyorlar.

Hayattaki tek gayeleri yemek yiyip uyumak olan bu muhteşem yaratıkları, beslenirken izlemek belgesel izlemeyi seven insanlar için muhteşem bir tecrübedir. Suyun içinde ilerleyişleri, yemi bulduklarında ışık hızıyla yeme yönelmeleri ve her birinin kendine has karakteristik davranışları. Akvaryumu olan ve uysal balık besleyen herkese tavsiye edeceğim bir canlıdır.

Dediğim gibi 1 yılı aşkın bir süre misafirim oldu bi nadide canlı. Sonrasında, hem istakoza olan merakım ve bununla birlikte evi değiştireceğim için ekosisteme veda etmek durumundaydım. Sonunda karideslerime, midyelerime ve salyangozlarıma en iyi şekilde bakacak kişiyi buldum ve şubat ayı gibiydi Barış'a verdim tüm kurulu ekosistemi. Sonrasında katil salyangozun katliyamı maruz kaldılar ama yine de Barış çok iyi bakıyor akvaryuma içim rahat onun için.

Gel gelelim, bugün almış olduğum 1 kilo çileğin içinden 4 tane kara salyangozu (Helix Pomatia) ile karşılaştım. İşte ana kadar elma salyangozlarımı ne kadar özlediğimi farkettim o anda. Eşimin ağğ ığğ yenmez o çilekler nidaları arasında biraz salyangozları seyrettim. Akrabaları olan elma salyangozları gibi kabına sığmaz bir halde kendi boyunun yaklışık 250-300 katı büyüklüğündeki çileklere diş geçirmeye çalışıyorlardı.

Çilekleri salyangozlardan ayıkladım. Bir cam kase içine aldım salyangozları. Biraz Akdeniz yeşilliği, biraz da çilek attıp kaçmamaları için streç filmle kapatıp kaçmalarının önüne geçmeye çalıştım.

Elma salyangozlarından sonra bir müddet de kara salyangozlarıyla haşır neşir olacağım sanırım. Kara salyangozları ile yeni maceralar bizi bekliyor.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Lessın Dı Engliş Taym Vit Sevtap Parman

Nov! vi going tu engıliş lessın. yes..
rıpiğt aftır Sevtap Parman.




ven ay vaz cast e liiğdıl görl
ay ask may Madddır
wat vıl ay bi
vil ay Pppredy vil ay bi riçh

hirs vaçht dı set tu mi
key sera seraa hu vad ever vıl bi vıl biii
de fiyçırs not ağurs de siiiğ
key sera sera

key sera sera vad ever vıl bi vıl biiiğ
de fiçırs not ağurs dı sii key sera sera
vad vıl bi vıl biiiiğ

ven i grov up tell in lov
ay ask may madır
wat vil ay bi
vil ay Pppredy vil ay bi riçh

hirs vaçht de set tu mi
key sera seraa hu vad ever vıl bi vıl biiiğ
dı fiyçırs nod ağurs dı siii
key sera sera

key sera sera vad ever vıl bi vıl biiiğ
de fiçırs nod ağurs de sii key sera sera
vad vıl bi vıl biiiğ
vads vıl be vıl biiiaeæeğæğğğ



si yu nekst engliş leson Vığl bi Vığl biiiğ



kaynak: http://okunak.blogspot.com

19 Ocak 2010 Salı

Değişmeyen Tek Şey Değişimin Kendisidir

Mahmut yılımın ilk feedi bu. Değişti etrafımda bazı şeyler. Mahmut yılım hareketli geçeceğe benziyor. Öncelikle taslağı değiştirdim yani yazmadan evvel...

Yeni yıla yeni departmanımda girdim; yeni odam, yine yeniden değişti. Karideslerimi de Barış'a verip yerine kerevit alacağım yeni yılda ama onu yine şimdi anlatmayacağım. Sadece hayat sürekli değişmiyor. Ben de değişiyorum. Eskiden yerimde sayıyormuşum gibi gelirdi ama "Tebdil-i mekanda ferahlık vardır"a inanıyorum ben.

Her gün aslında aynı güne uyanıyormuşum gibi gelse de kariyer dediğin şey zaten yangın merdiveni gibi, yavaş yavaş ve kendi etrafında dönüyormuşsun gibi geliyor hep ve açı dar olduğu için çıkması da acılı oluyor. Sıkılıyorsun çoğu zaman aynı şeyleri görmekten, aynı şeyleri gördüğünü zannetmekten ama birgün geliyor, vay be diyorsun hakikaten yükselmişim...

...ve hani kendi saçlarını uzarken farketmezsin ya! Birgün biri, saçların ne kadar uzamış der; gider bir berbere saçları kestirirsin ve o zaman farkedersin ne kadar uzadığını saçlarının. Vay be dersin hakikaten uzamış...

Birgün biri çıkıyor, sen olmuşsun hadi artık burdan devam et. Vay be hakikaten olmuşum ben...

Değişim, iyidir. Ezber bozar, düşündürmeye sevk eder yeni şeyler keşfedersin.

Yeni masam, yeni departmanım, yeni blog şablonum, yeni hobim, Mahmut'um, bir de yeni bir ev olayına girersem ne ala!

kaynak: http://okunak.blogspot.com/

31 Aralık 2009 Perşembe

2010 İçin Avocado Tohumu Diktim Hayatıma.

Geçen yıl kırmızı kiraz karides ile başladığım akvaryum dünyamı genişletme kararı aldım. Karideslerimi Barış'a verip yerine kerevit alacağım. Kerevit maceramı daha sonra uzun uzun anlatırım ama bu aralar bir de avocado çimlendirme ve bonsai tutkusu sardı bünyeyi. Aslında bu avokado ile 2. tanışmam. Yazın bir kere daha denemiştim avokado yemeyi, armut gibi soyup ağzıma atmıştım. İğrençti tadı, buruk bir tad bırakmıştı meğer avokadonun kendi haline bekleyip olgunlaşması gerekiyormuş.

Gölgelik yerleri seven avokado ağacı hem güneş almayan evim için ideal bir salon bitkisi olacak hem de köklendirme aşamaları toprak dışında yani bardakta olacağı için gözlemleme ve fotoğraflama şansım olacak. Ek olarak, kökleri suyun içinde istediğim kadar uzatabilme imkanım olacak bu sayede uzayan kökleri bonsai için kayaya sarma şansım olacak ve umarım bu teorikteki planlar pratikte de uygulanabilir olacak.

2009'da ağızda buruk tatlar bırakan şeyleri olgunlaştırmaya çalıştım. 2010'a bir fidan diktim bu gece. 2010'da avokado çekirdeğim çimlenir köklenir ve büyür. Buruk olan her şeyi bu sene leziz olsun.

Gelelim avokado çimlendirmeye... Önce avokadomu kestim çekirdeğini çıkarttım ama fotoğraf çekmek sonradan geldi aklıma. Çekirdeği içine koyup, pozu kaçırmış fotomuhabirleri gibi "bir poz daha alabilir miyiz" pozuna girdim. Ne kadar inandırıcıysa o kadar çektim işte



Öncelikle almış olduğum yeşil mucizeyi oda koşullarında bırakarak kendi kendine olgunlaşmasını bekleyin diyorlardı. Benim aldığım yerde hafiften olgun zaten avokadom. Sert ve yemyeşil avokadolar, duruma göre değişmekle birlikte ortalama 1 hafta içinde olgunlaşıyormuş.

Fotoğrafını sonradan çektiğim avokadoda da görüldüğü gibi dikey bir şekilde çekirdeğe zarar vermeden ortadan ikiye kestim avokaoyu.


Sonra yine çekirdeğe zarar vermeden kaşıkla kenarları hafifçe kanırtılarak avokado çekirdeği yerinden çıkarttım. Etli kısmı, Barış'tan alınacak tarifle lezzetlendirilmesi için buzdolabına kaldırdım.

İnternetten araştırdığım kadarıyla avokado çekirdeği, kabuğu soğulup uç ve alt kısımları çok hafifçe kazınarak ılık suda muamele edildiğinde çimlenme süresi hızlanıyormuş. Ben de öyle yaptım. Keskin bir bıçakla hassas bir işçilikle yine çekirdeğe çok zarar vermeden kabuğunu soydum. Çekirdeğe zara verirseniz kararmalar olabiliyormuş. Çekirdeğe zarar verdim. Hakikaten karardı. Gerçekmiş.



4 adet kürdanı çok hafifçe avokado çekirdeğine batırdım. Burada yine, kürdanların çekirdeğe çok fazla batırılmaması öneriliyor. Kürdan yöntemi dışında yine süngerin içine saklama, ıslak kağıtta bekletme gibi farklı uygulamar da mevcut. Ancak ben, hem bulaşık makinesinde kırılmış olan su bardağını değerlendirmek hem de köklenme aşamalarını görüntüleyebilmek amacıyla bu yöntemi seçtim.


Uzun ve meşakketli bir süreç ama seviyorum uğraşmayı, çözmeyi. Hülasa 2010'a işte böyle yeni bir başlangıç yaptım. Hele bir başlayalım da. Başlamak bitirmenin yarısıdır demişler ama iyi biter diye umud ediyorum. Zaten tek sayılı yıllarda üniversite sınavı kazık oluyormuş diye bir şehir efsanesi vardı dershane yıllarımda. Anladım ki o Kemal Gürüz'e has bir kıllık değilmiş. Çift yıllar daha iyi geçiyor benim için.

Avokadoma Mahmut ismini 2010 yılını da Mahmut yılı ilan ediyorum. Mahmutla ilgili tüm gelişmeleri, yani tümü olmasa da buraya yazılabileceklerini yine yeri geldiğince yazmaya devam edeceğim blog.


Not: Hikayedeki tüm Mahmutlar hayat ürünüdür.
Hayat, benim Mahmut Hoca'm

kaynak: http://okunak.blogspot.com/

22 Aralık 2009 Salı

Al Dedi... Git Dedi...

Fiat'ın reklamlarını oldum olası sevemedim bir türlü. Yaratıcılıktan uzak, popilist reklam şeyisiyle nereye kadar? Ticaretin yakışıklısı vardı mesela Fiorino, ticarette yakışıklı bir otomobil nasıl oluyor buna açıklıklık getirmiyordu. Fiat Punto'nun reklamları da yine bir otomobilden beklenenleri yansıtmayan, kornalarla bir ahenk yakalatılmaya çalışılmış bir reklamdı. Kapı ziline oynayan çocuklar için eğlenceliydi ama yani ben, neden korna çalabiliyor diye bir otomobil alayım ki...

Şimdi de 3. sınıf kadın programlarıyla gündeme gelmiş bir geyiğin üzerine yatmaya çalışıyor. Neyse en azından bu sefer ÖTV indiriminden filan bahsetmişler. Bir şeyi öne çıkartmayı akıl edebilmişler ki bu reklamda bile daha ön plana çıkan Al Dedi .... Git Dedi kısmı gibi duruyor. Çünkü reklamın sonunda bu vurgulanıyor. Artık noktalı kısım isteğe bağlı olarak doldurulabilir nereye ne şekilde gidilmesi isteniyorsa artık...








kaynak: http://okunak.blogspot.com

16 Aralık 2009 Çarşamba

diyafram nefesi

Katıldığım bir kursta uzun sunumlarda yorulmamak için diyafram nefesi almayı tavsiye ediliyordu. İşte ne bileyim iki elimizden birini göğüse, diğerini karına koyacakmışız, karının üzerindeki el inip kalkacakmış. Bebekler de diyafram nefesi alırmış, hem stresimizi alırmış daha rahat olurmuşuz.

Şu horoz hayvanını görünce daha çok stres oluyorum şerefsizim.




Hani futbolcular önemli maçlardan önce yüksek yerlerde kampa çıkarlar. Ben de önemli sunumlardan önce Denizli'ye mi gitsem kamp için. Gitmişken Pamukkale'ye de gideriz. Travel hesabına.

kaynak: http://okunak.blogspot.com

Küfür mü Ediyorlar Belli Değil!

Geçen yıl başlamıştım İngilizce kursuna. English Time Taksim şubesi park sorunu nedeniyle Bakırköy şubesine geçeyim dedim. Onların kurs açtığı dönemde benim toplantı takvimime denk geldi, benim boş zamanımda onların açık kursu yoktu.

Şunu görünce aklıma geldi. Tez zamanda ağırlık vermem lazım şu İngilizce işine. Tamam akademik kariyer yapacak değilim İngilizce üzerine ama ölmeyecek kadar da bilmek lazım. En azından bir tarafları kaybetmeyecek kadar. O kadar müzik filan dinliyoruz küfür mü ediyorlar ne diyorlar belli değil..




I see you windin' n grindin' up on that pole,
I know you see me lookin' at you and you already know
I wanna fuck you,(fuck you) you already know
I wanna fuck you,(fuck you) you already know, girl

kaynak: http://okunak.blogspot.com